Yöre Müziğinin İmparatoru
Değerli dostlar, uzun bir aradan sonra merhaba. Evlilik yoğunluğu, yoksa iş yoğunluğu mu bilemiyorum. Ama bundan sonra ara vermeden yazmaya devam edeceğim.
Değerli dostlar, biliyorsunuz ki, yeni bir yıla girdik ve çok sansasyonel bir yılı geride bıraktık. Ülkemiz ve ilçemiz için hayırlı bir yıl temenni ediyorum. Ve yeni senenin bu ilk ayında, yöremizde imparator olarak anılan, bölge insanının oyunlarında ve horonlarında efsane olmuş bir ritmin mimarından bahsetmek istiyorum, Mustafa Küçük’ten.
Bugün yaşadığımız coğrafyada bu ismi tanımayan yoktur. Nerede Mustafa Küçük adı geçse, hemen “ya tanımazmıyım benim hemşerim olur, hatta birgün…” diye cevaplarız uzunca. Nedense bize biraz basit gelir Mustafa Küçük’ün büyüklüğü. Ama O, soyadının küçüklüğüne inat, imparatordur aslında.
Mustafa Küçük, 1951 yılında Sivas ili, Akıncılar ilçesi, Bahaddinşeyh köyünde doğmuştur. Ama aslen Alucralı’nın Kavaklıdere (Civrişon) köyündendir. Babası Hüseyin Küçük görevi dolayısıyla Şebinkarahisar’a yerleşmiştir. Bir süre görevinden dolayı burada ikamet etmiş, daha sonra ise Akıncılar’a yerleşmiştir. Baba Hüseyin Küçük’ün vefatından sonra Küçük ailesi, tekrar Şebinkarahisar’a yerleşmiştir. 1960’lı yıllarda, müzik kulağının mükemmelliği ve şair yönü ile herkes tarafından keşfedilmiştir. 68’li yıllarda “destan” adı verilen kağıt üzerine yazılmış sözleri kahvehanelerde ve topluma açık yerlede seslendiren bir çocuktu. Yine o yıllarda destan türkülerini kasetlere okuyarak başlamıştı müzik hayatına. Bugün ise kasetleri ve cd’leri, kelkit vadisi diye adlandırdığımız bölgedeki her evde mevcut. Sözü ve müziği kendisine ait 600’ün üzerinde eseri vardır.
Belki de çok basit bir söylem gibi geliyor yukarıda yazılı cümleler. Belki de yukarıdakileri okuyan herkes “zaten bunları biliyoruz” diyorlar. Ama çok önemli olan bir konu var. Mustafa Küçük’ün varlığı ve yokluğu… Çünkü Mustafa Küçük’ün yapmış olduğu müzik tarzı, yöre insanının kültürel ve folklorik anlamda ritmi olmuştur. Onun yapmış olduğu müzikler, bizim düğünlerimizin ve neşe anlarımızın vazgeçilmez eğlence kaynağı olmuştur. Müzikte 7/8’lik olarak adlandırdığımız ritimli türküler, bu yöre ile bir bütün olmuş, yöre insanının ve yöredeki diğer sanatçıların ilham kaynağı haline gelmiştir. Hele 7/8’lik hızlı ritim, yani horonlar bir yaşam tarzı olmuştur. Bu da demek oluyor ki, Mustafa Küçük olmamış olsaydı, müzik kültürümüz bugünkü gibi olmayacaktı.
600’ün üzerinde eseri, 40’ın üzerinde kaseti, 16 plağı ve birkaç sinema filmi olan birinin sadece belli bir bölgede tanınmasıda bu nedenledir. Çünkü Mustafa Küçük’ün yapmış olduğu müzik tarzı o günün koşullarında, o yörenin insanına hitap ediyordu. Mustafa Küçük “eğer vurulmamış deli tay gibi, bozdu bağlarımı sel gibi geçti” derken, insanımızın yüreğine hitap etmesini bilmiştir. “Alucra’da gördüm seni, pazara mı geldin gelin” derken ise yine içimizden bir ses olmuş ve sevdaları anlatmıştır.
Yaylaları,akarsuları, çam kokulu ormanları, düğünleri, acıları, sevinçleri ve harman yerine yakılan ateşi en iyi bir şekilde dile getirmiştir. Bugüne kadar tarzını bozmadanyaşamış ve yaşlanmış, ama hep Küçük Mustafa olarak kalmıştır. Çocuğu olmuş, torunu olmuş ama o hep Küçük Mustafa olarak kalmıştır. “Sıvamış kolunu buğda yıkıyor, kızarmış güneşten yanağın gelin” diyor. “Bahar gelip sular coştuğu zaman, güneş tarlaları yaktığı zaman, bahçelerde güller açtığı zaman, geleceğim dedi gitti gelmedi gelemiyesice” derken aslında biz olup, bizi anlatıyor.
Son kasetlerinde ise kullandığı enstürmanların mükemmel tınısını hissetmemek mümkün değil. Özellikle “Yavrum” ve “Yandım Oğul” kasetleri ile ulusal medyaya hızlı bir giriş yapmıştır. Sahibi olduğu Divan Müzikten piyasaya çıkan “Dünden Bugüne” adlı albümü ise 400 bin traj ile Türkiye’de en çok satan albüm olmuştur. 50 yaşından sonra yakaladığı şöhreti eğer 80’li yıllarda yakalamış olsaydı, Türkiye’nin İbrahim Tatlıses’i eminim bugün Mustafa Küçük olacaktı. Yani son albümlerinde kullanmış olduğu az buçuk batı sazlarını daha önce keşfetmiş olsaydı…
Evet belki bazı türkücü hemşerilerimiz kızacak ama, kendilerinin de söyledikleri ve yöremizde “bir kültürün temeli olan” o tarz tamamıyla Mustafa Küçük’e aittir. Mustafa ağabeyimizin yokluğunda bu kültür mirası nasıl harcanır onu bilemiyorum. Mustafa Küçük’ün eserlerini okuyan İsmail Türüt’ten Kamil Sönmem’e, Musa Eroğlu’ndan Belkıs Akkale’ye kadar bir çok ünlü sizlerin de eserlerini okur mu?
Dediğim gibi Mustafa Küçük, Kelkit Vadisi dediğimiz bölgede bir tarz yaratmış, hatta diğer yöre sanatçılarıda onun tarzından esinlenmiş, yöre müziğimiz ve horonlarımız bir yaşam stili olmuştur. Bundan sonra bu kültürü korumak için, ya çok profesyonel bir ses sanatçısı olmalı, yada akademik anlamda bir üstat yetiştirmeliyiz.
Herşey gönlünüzce olsun...
- Editöre Mail
- Yukarı
- HABER YORUMLARI | Tüm Yorumlar
- YORUM YAZ
- Yazdır
Yazılım & Teknik Destek: HULUES